Bir Şehir Yeniden Ayağa Kalkarken:
Kahramanmaraş’ta Devlet, Millet ve Umut
Asude Ulu
Kahramanmaraş’a doğru yola çıkarken içimde tarif etmesi güç duygular vardı. Aklımda
yalnızca bir şehir değil, 6 Şubat’ın o karanlık sabahında yarım kalan hayatlar, sessizliğe
gömülen evler ve enkaz başında bir umut ışığı arayan insanların yüzleri vardı.
İnsan, böylesine büyük bir acının yaşandığı şehre giderken neyle karşılaşacağını tam olarak
kestiremiyor. Hüzünle umut, kayıpla yeniden başlama cesareti aynı anda insanın yüreğine
dokunuyor. Kahramanmaraş’a adım attığımda ben de tam olarak bunu hissettim.
Acının izleri hâlâ oradaydı. Fakat o ağır hüznün yanında, çok daha güçlü başka bir duygu
yükseliyordu: Yeniden ayağa kalkma iradesi.
TürkMedya tarafından düzenlenen Dirençli Şehirler Zirvesi için Kahramanmaraş’taydım.
Programı takip ettim, konuşmacıları dinledim; ardından yeniden inşa edilen mahalleleri,
çalışma alanlarını ve şehrin tarihî mekânlarını gezdim.
Gördüklerimi yalnızca rakamlarla ya da resmî açıklamalarla anlatmak mümkün değil. Çünkü
Kahramanmaraş’ta yükselen yalnızca binalar değil. Bir şehir; insanıyla, hatıralarıyla,
inancıyla ve geleceğe dair umutlarıyla yeniden hayat buluyor.
Bu Şehrin Mayasında Direniş Var
Kahramanmaraş, herhangi bir Anadolu şehri değil. Her sokağında geçmişin izlerini taşıyan,
binlerce yıllık medeniyet birikimini bugüne ulaştıran özel bir şehir.
Gurgum’dan Roma’ya, Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan köklü geçmişi; Ulu Cami’nin vakur
duruşunda, Taş Medrese’nin ilim geleneğinde ve tarihî çarşıların kadim esnaf kültüründe
yaşamaya devam ediyor. Maraş Kalesi ise bütün bu büyük hikâyenin sessiz bir şahidi gibi
şehrin üzerinde yükseliyor.
Bu topraklarda tarih, kitapların arasında kalmış eski bir hatıra değildir. İnsanların
konuşmasında, sabrında, misafirperverliğinde ve birbirine tutunma biçiminde yaşamaktadır.
Millî Mücadele yıllarında işgale boyun eğmeyerek kendi destanını yazan Maraş halkına
verilen “Kahraman” unvanının yalnızca geçmişte kalmadığını burada bir kez daha gördüm. O
ruh bugün de insanların gözlerinde, şehrini terk etmeyenlerin sabrında ve yeniden başlama
cesaretinde yaşıyor.
Kahramanmaraş, yıkılmanın acısını bildiği kadar yeniden ayağa kalkmanın onurunu da bilen
bir şehir.
Zirvede Dinlediklerim, Sokakta Gördüklerim
Dirençli Şehirler Zirvesi, benim için yalnızca projelerin ve rakamların konuşulduğu teknik bir
toplantı değildi. Kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin ve alanında uzman isimlerin aynı
amaç etrafında buluşması, geleceğimiz adına önemli bir iradeyi ortaya koyuyordu.
Çünkü dirençli şehirler kurmak, yalnızca yeni binalar yapmak anlamına gelmiyor. Sağlam
zeminden güvenli yapılara, güçlü altyapıdan etkili afet yönetimine kadar bütünlüklü bir
şehircilik anlayışı gerekiyor.
Zirvede pek çok rakam, proje ve hedef paylaşıldı. Ancak bütün anlatılanların merkezinde tek
bir gerçek vardı: İnsan.
Evine kavuşmayı bekleyen aile…
Çocuğunu güvenli bir okula göndermek isteyen anne…
Dükkânının kepengini yeniden kaldırarak hayata tutunan esnaf…
Kaybettiği yakınlarının hatırasını yaşatmaya çalışan insanlar…
Şehir dediğimiz şey zaten biraz da bunların toplamı değil midir? Bir evin ışığı, bir komşunun
selamı, bir esnafın açık dükkânı, okul bahçesinden yükselen çocuk sesleri…
Kahramanmaraş’ı gezerken bir tarafta felaketin bıraktığı derin izleri, diğer tarafta yeniden
filizlenen hayatı gördüm. Acı unutulmamıştı; zaten böylesine büyük bir acının unutulması da
mümkün değildi. Fakat hayat, bütün ağırlığına rağmen yeniden akmaya başlamıştı.
Devletin Kararlılığı, Milletin Kardeşliği
6 Şubat 2023, yalnızca deprem bölgesinin değil, bütün Türkiye’nin yüreğinde kapanması güç
bir yara açtı. On bir ilimizi etkileyen böylesine büyük bir felaketin ardından şehirleri yeniden
ayağa kaldırmanın ne kadar ağır ve zorlu bir sorumluluk olduğu ortada.
Kahramanmaraş’ta gördüğüm çalışmalar, devletin vatandaşını yalnız bırakmadığını ve
imkânlarını bölgenin yeniden inşası için seferber ettiğini gösteriyor.
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ortaya konulan kararlılık,
deprem şehirlerinin yeniden ayağa kaldırılmasında en güçlü dayanaklardan biri oldu.
Yükselen her güvenli konut, yenilenen her altyapı hattı ve yeniden hayat bulan her tarihî
yapı, bu iradenin sahadaki karşılığıdır.
Ancak bu büyük mücadelede milletimizin gösterdiği dayanışmayı da unutmamak gerekir.
Depremin ilk anlarından itibaren insanlar, hiç tanımadıkları kişilerin yardımına koştu. Kimi
ekmeğini paylaştı, kimi evini açtı, kimi enkaz başında günlerce umutla çalıştı.
O gün hepimiz aynı acının etrafında büyük bir aile olduk.
Kahramanmaraş’ın yeniden ayağa kalkışında devletin güçlü iradesi kadar milletimizin
kardeşliği, duası ve fedakârlığı da vardır.
Geleceğini İnşa Eden Bir Şehir
Zirvenin açılışında Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel’in söylediği,
“Kahramanmaraş artık geleceğini inşa eden bir şehir” sözü zihnimde özel bir yer edindi.
Şehri gezdiğimde bu cümlenin yalnızca güzel bir temenni olmadığını gördüm. Yeni yerleşim
alanları planlanıyor, altyapı yenileniyor; okullar, hastaneler, parklar ve sosyal yaşam
alanlarıyla şehir yeniden şekilleniyor.
Yeni yerleşimlerde yatay mimarinin esas alınması ve mahalle kültürünün korunmasına önem
verilmesi özellikle kıymetli. Çünkü insanlara yalnızca dört duvar teslim etmek yeterli değildir.
Asıl mesele, içinde kendilerini güvende hissedecekleri, çocuklarını huzurla büyütebilecekleri
ve komşuluk ilişkilerini sürdürebilecekleri bir hayat kurabilmektir.
Zirvenin özel oturumunda dinlediğimiz Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Sayın
Murat Kurum’un sözlerinde de bölge insanının derdiyle dertlenen samimi bir yaklaşım
hissettim. Deprem şehirlerini tekrar tekrar ziyaret etmek, vatandaşları doğrudan dinlemek ve
çözüm süreçlerini sahada takip etmek, böylesine büyük bir yeniden yapılanma döneminde
son derece değerlidir.
Bazen devletin gücü yalnızca yaptığı binalarla değil, vatandaşının omzunda hissettirdiği
güvenle anlaşılır. Kahramanmaraş’ta ihtiyaç duyulan da tam olarak budur: “Yalnız değilsiniz”
duygusunun her evde, her sokakta ve her gönülde karşılık bulması.
Yalnızca Taşlar Değil, Hafıza da Ayağa Kalkıyor
Kahramanmaraş’ın yeniden inşa sürecinde tarihî ve kültürel mirasa gösterilen hassasiyet
beni ayrıca etkiledi.
Ulu Cami, Taş Medrese, Maraş Kalesi ve Eshab-ı Kehf yalnızca tarihî yapılar değildir. Bu
eserler, şehrin kimliği ve ortak hafızasıdır. İnsanların çocukluğunu, dualarını, bayramlarını,
buluşmalarını ve geçmişle kurdukları bağı taşırlar.
Depremde zarar gören tarihî yapıların aslına uygun biçimde restore edilmesi, geçmiş ile
gelecek arasında yeniden güçlü bir köprü kurulması anlamına geliyor.
Çünkü taşları yenileyebilirsiniz; fakat bir şehrin ruhunu kaybederseniz ortaya çıkan yer artık
aynı şehir olmaz. Yeni Kahramanmaraş kurulurken eski Kahramanmaraş’ın hatırasını,
kültürünü ve insan sıcaklığını korumak bu yüzden hayati önem taşıyor.
Burada Umut da Yeniden İnşa Ediliyor
Kahramanmaraş’ta yeni binaların yükseldiğini görmek elbette umut verici. Ancak yeni
Kahramanmaraş’ı inşa etmek, yaşanan acıları unutmak anlamına gelmiyor. Tam tersine, aynı
acıların bir daha yaşanmaması için çok daha güvenli şehirler kurmak anlamına geliyor.
Deprem, Türkiye’nin görmezden gelemeyeceği bir gerçek. Bu nedenle dirençli şehircilik
yalnızca deprem bölgesindeki illerin değil, 81 ilimizin ortak meselesi olmalıdır.
Kahramanmaraş’ta yürütülen çalışmaların Türkiye’nin tamamı için önemli dersler taşıdığına
inanıyorum.
Şehirden ayrılırken zihnimde yalnızca yükselen binalar kalmadı. Yaşadığı büyük acıya
rağmen memleketini terk etmeyen insanların sabrı, dükkânını yeniden açan esnafın cesareti,
yeni evine kavuşan ailelerin duası ve geleceğe umutla bakan çocukların gözleri de benimle
geldi.
Elbette yapılacak daha çok iş, çözüme kavuşturulması gereken sorunlar ve sarılması
gereken yaralar var. Ancak Kahramanmaraş’ta gördüğüm en önemli gerçek şuydu: Sorunlar
sahipsiz değil, insanlar yalnız değil ve yeniden ayağa kalkma iradesi dimdik ayakta.
Kahramanmaraş yalnızca evlerini ve sokaklarını değil; güvenini, hafızasını, birlik duygusunu
ve geleceğini de yeniden inşa ediyor.
Biz büyük acılar yaşadık ama umudumuzu kaybetmedik. Yıkıldık ama teslim olmadık.
Yaralandık ama birbirimizin elini bırakmadık.
